KAVALA

Kavala Yunanistan gezi turlarında hep öne çıkarılan, fotoğraflarıyla çoğumuzu büyüleyen, bizim de çok merak ettiğimiz bir yerdi. Burada konaklayacağımız yer Batis Camping. Burası bir multicomplex, balo salonu, toplantı salonu gibi hizmetlerin yanı sıra hem kamping hem de Kavala merkeze yakın konumuyla günübirlik ziyaretçiler için beach hizmeti veriyor. Denizi çok güzel, aynı zamanda hem erişkinler hem çocuklar için havuzu da var. Kampingte konaklayanlar plaj-şezlong-şemsiye ve havuz hizmetinden ücretsiz faydalanabiliyorlar. Çadır ya da karavanla kamp yapacaklar için önerebileceğimiz, güzel bir tesis.

Karavanımızı park edip yerleştikten sonra biraz denizin ve güneşin tadını çıkaralım diyoruz zira 40 derece sıcakta şehir turu yapmak pek akıllı işi olmaz. Akşam güneş batmaya hazırlanırken bizde şehir turuna çıkıyoruz. Kavala bir liman kenti, hayalimizde mavi-beyaz renklerle bezenmiş, dalgaların masanızın altına şıp-şıp yaptığı, fotoğraflardaki gibi sıra sıra Yunan tavernaları ile dolu bir yer var. Ama biz hayallerdeki yeri bir türlü göremedik. Limanda çeşitli tavernalar var ama hiç biri denize sıfır değil. Kalenin altındaki su kemerlerinden devam ettiğimizde ilerlerde bir yerlerde deniz kenarında tavernalar var ama orası da Kavala değil sanki.

Elbet fotoğraflardaki yeri görürüz diye eski şehre doğru yol alıyoruz.

 

Yolumuza Osmanlı’dan kalma imaret çıkıyor. Minik bir bilgilendirme, imaret; Osmanlı döneminde yoksullara ve öğrencilere yardım amacıyla oluşturulan hayır kurumu. Kavala’da yer alan imaret Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılmış ve medrese, mektep ve aşevi olarak hizmet vermiş. Şimdilerde ise büyük bir kısmı lüks bir otel olarak hizmet veriyor.  Buranın ziyaret saatini geçirdiğimiz için ne yazık ki içeri giremiyoruz ama şahane girişinin fotoğrafını çekebiliyoruz.

Yola devam, ilerde bizi Muhammed Ali’nin heykeli ve evi bekliyor. Muhammed Ali yani Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır valisi, Kavalalılar Hanedanı’nın kurucusu, Mısır ve Sudan’ın ilk hidivi. Osmanlı Devleti’ne karşı başarıyla sonuçlanan bir isyan çıkarmış.(Vikipedi) Biraz detaylı okuyunca Osmanlı’nın başını epey ağrıtmış birine benziyor.

Buradan biraz daha ilerleyip merdivenlerle devam eden patikayı takip ettiğimizde bizi bir tarafta Kavala manzarası bir tarafta şahane kayalıklar karşılıyor. Keşke mayolarımız olsaydı da bu güzel yerde yüzseydik diye iç geçiriyoruz.

Şimdi merkeze geri dönme zamanı, limanda yaptığımız uzun yürüyüş sonrası hayalimizdeki fotoğrafa rastlayamadığımız için ara sokaklarda bulunan, yerel halkın tercih ettiği bir tavernada akşam yemeğimizi yiyelim diyoruz.

Dikkatimizi çeken şey mekanların saat 21.00’den sonra dolmaya başlaması. Oysa annemizin evinde olsak çoktan yemeğimizi yemiş, çayımızı içmiş, televizyonun karşısında annemizin bıçağın ucuna taktığı mevsim meyvalarını yemeye başlamıştık:)

Karnımız doydu, sırtımız pek artık karavanımıza geri dönme zamanı. Yolumuzun üstünde çok sayıda bizlerin kavala kurabiyesi olarak bildiği tereyağlı kurabiye satan dükkan var, hepsi de en hakiki ve en güzel kurabiyeyi kendilerinin sattığını iddia ediyor, öz-hakiki-en gerçek kavala kurabiyesi levhasını görsek şaşırmayacağız:)

Sırada Selanik var, görüşmek üzere, hoşçakalın…